3 Nisan 2016 Pazar

İÇİMİZDEKİ KİM?



Yine döndün başa diyor, içimden bir ses. Yine yuvarlanmaya başladın boğazın kayıp bir kenarından. En dibe vurdukça, eski “ben”e ulaştıkça, tuhaf bir duygu oluşuyor içimde. Buruk, acı, özlem duyduğum şeylerin üzeri tozlu, hayallerim ise hala gerçekleşmeyi bekleyen umutsuz birer çocuk sanki.
Gerçekten hangisi içimdeydi acaba? Anılarım, hayallerim, isteklerim, vazgeçtiklerim.. Beni ben yapan neydi? Gençlik dedikleri şeyi hunharca harcıyor muydum? Yoksa hiç genç olmamış mıydım? Yada kalıplara koymadan bir kelimenin tarifini yapmak, hayatımızın bir dönemi için çok vefalı bir davranış olmaz mıydı?
Ama “toplum” çok net bir kelimeydi. Kalıpları belli olan. Hiç değişmeyecek bir benliği olan. O arayış içindeki gözlerin başka açıklaması olamazdı. Dışarıdan bakan insanların tek bir kelimeyle özetiydi; toplum. Ve işin acı kısmı, bunu düşünen bizlerin de başkaları için toplum kelimesi içinde yer alan herhangi bir insan oluşuydu. Bize bu öğretilirdi, biz böyle büyürdük. Herkese güvenme, acaba nasıl bir insan, senden farklıysa yanına bile yaklaşma. Bunlar birer anne tavsiyesiydi. Hem de bir anne… Duygusallığın kitabını yazan bu varlıklar, insanların bilinçaltının yegane sahibidir. Bu olay acı mıdır, haklı mıdır, işte bu tam bir münazara konusudur. Cevap yoktur, evet evet bu acıdır.
Aslında bir olayı acı yapan şey herhangi birisini bir şekilde acıtmasıdır. Hiç insan topluluğu içinde içinizin acıdığı olmadı mı? Hadi ama, dürüst olun. O kadar da güçlü değilsiniz. Güç böyle bir şey değil çünkü. Güç, olay kurtarma sanatıdır. Bulunduğunuz durumdan en az hasarla ayrılma yoludur. Ancak duygusuzluk ve umursamazlık değildir. Öyle olduğu düşünülür ama hayır, hayır kesinlikle değildir.

İçimdeki insan diyordum değil mi? Aslında sorarken bulmuşum cevabını… içimdeki insan, toplumun yarattığı insana hiç benzemiyor aslında. Hangisini mi daha çok seviyorum? Nabza göre verilirmiş şerbet. Toplumda güçlü, süper bir kahraman oluveririm. Evde tam bir müptezel. İçim çocuk, dışım fazla yetişkindir benim. Ama işin daha da tuhafı bulunduğum yaştan çok daha küçük gösteririm. Yaşadıklarımın yaşını gösterip göstermediğim ise bir tartışma konusu değil tabii ki.
Kendimiz gibi olduğumuz günleri görmek dileğiyle…
Empatik kalın! :)