Gidemezsin, gitmek istersin bilirim. Gitmemelisin, bilirsin. Yorgunsun, hatta bitmiyor diye düşünüyorsun. Hiç bitmeyecek sanki… Durmuyor zaman, dinmiyor acın. Ben de bilirim ama sen daha iyi bilirsin.
Gitme
diyenin olmadı mı hiç bilmiyorum ama git diyenin yoktu, bilirim. Çağrılmadan
gidilmez, bilirsin.
Gel diyenin
yoktu. Gitmenin de bir anlamı da yoktu o halde, değil mi? Hadi ama sen benden
daha iyi bilirsin. İtiraf mı edemiyorsun yoksa kendini ikna mı edemiyorsun?
Bir dönsen
bu fikrinden… Döner hatta bir daha vazgeçemezsin. Düşün niye geldiğini bir
kere. Ya da sadece yaşadıklarını düşün. Geçen giden zamana bak. Hiç mi mutlu
olmadın? Hadi ama bu nankörlük olmaz mı? Hayallerin vardı, bilirim. Vazgeçmek zorunda
kaldın, anlarım. “Ama sen hiç sevmeden kendini nasıl bekledin yaşadıklarını
sevmeyi?” diye sormazlar mı?
Gel dese
gidersin, bilirim. Ama demedi. Zorla söyletemezsin ki… Sen boş ver öyleyse. GEL
vazgeç…
O birdir,
teklik makamını yegâne sahibidir. Sıfatların en büyüğüne sahip olandır. Ondan
daha iyi bilemezsin ki. Gel demeden gelinmez, çağrılmadan gidilmez.
Yaşa sevebildiğince
kendini, gül dilediğince hayata ve boş ver geçip giden zamana. Bakma öyle her
kuşun eti yenmez safsatasına, her kuş uçar unutma. Yemek için seçtikleri kuşlar
mı daha şanslıdır hayatta yoksa seçilmeyip dilediği yere uçabilen kuş mu?
Etinin lezzetinin ne önemi var ki özgürlüğünün yanında? Dön bak gökyüzü yerinde
hala. Her sabah kocaman bir ısı kaynağı dünyayı aydınlatıyor yine. Allah’ı
zikrediyor tüm kuşlar ve asıl özgürlüğün nerede olduğunu sorgulatıyorlar bize.
Tüm bu
kâinatı sevmenin tek bir formülü var dostum. Kendini sev!
Gel, yine
yapma sen. GİTME! Henüz çağrılmıyorsun. Oksijenle girdiğin ilişkiye son verme
zamanına sadece “O” karar veriyor hala. GİTME! Henüz çağrılmıyorsun.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder